SPOTLIGHT'A BAKIŞ
Çocuk istismarı, tüm dünyada insanlığın utanç tablosu olarak
karşımıza duruyor. Mağdurlar ve aileleri anlatmaktan ‘utandığı’ bu hassas ve
önemli meselenin çoğu zaman örtbas edilmesine ses çıkaramıyor. Ailelerin
bilinçsizliği, psikolojik anlamda problemli bireylerin oluşumuna sebep oluyor.
Tom McCarthy’nin yönettiği 2015 yapımı Oscar ödüllü
film Spotlight, tam da bu konuyu, üstelik Amerika’da yaşanan gerçek
bir çocuk istismarı (pedofili) hikâyesini konu ediniyordu. Filmde, ABD’de
yayımlanan The Boston Globe gazetesinin hâlen etkin olan
araştırma birimi “Spotlight” ekibinin ortaya çıkardığı bir pedofili vakası
anlatılıyordu Filmde anlatılan olay gazeteye, 2003 Halka Hizmet için
Pulitzer Ödülü’nü kazandırmıştı.
ÇOCUĞUNA RAĞMEN PARA İLE SUSAN AİLELER
Pedofiliye maruz kalan çocukların ailesinden ve
arkadaşlarından utandığı için susması, durumu öğrenen ailelerin aynı ‘utanma’
hissiyle susmayı tercih etmesi elbette araştırmaya değer… Filmde, çocuğunun
yaşadığı drama rağmen para karşılığında susan, olayın kapatılmasını isteyen,
herhangi bir hak arama talebinde bulunmayan ailelerin varlığından söz ediliyor.
Bu durum ne yazık ki günümüz Türkiye’sinde de geçerli. Ailelerin çekingenliği,
pedofili suçlularının en büyük güvencesi haline gelmiş durumda. Tıpkı Spotlight’da
olduğu gibi, yoksul ailelerin çocuklarını kendilerine kurban olarak seçen
suçlular, maalesef bu aileleri para ile susturuyor.
GEOGHAN DAVASI
Yaşanmış bir olaydan yola çıkılarak çekilen filmin esas
başarısı, hikâyeyi sağlam temeller üzerine kurgulayarak gerçekçi bir olay
örgüsü ile işlemesi. Film süresince herhangi bir kahramanın yüceltildiğini,
herhangi bir olayın hikâyenin önüne geçtiğini görmüyoruz. Birbiriyle bağlantılı
ve kronolojik sıraya bağlı kalınarak işlenen olay örgüsünde esas hikâyenin kısa
süreli olarak kesintiye uğradığı tek nokta 11 Eylül saldırısı oluyor.
Filmde olayların başlangıcı, yerel bir gazete olan The
Boston Globe’a Marty Baron’ın editör olarak gelmesine dayanıyor.
Baron, The Boston Globe içerisinde ayrı bir araştırma ekibi
olan “Spotlight” ile gerçekleştirdiği ilk toplantıda Eileen McNamara tarafından
yazılan bir köşe yazısına dikkat çekiyor. Söz konusu köşe yazısında rahipler
tarafından istismar edilen çocuklardan, istismar suçlusu papaz John Geoghan ve
Boston Başpiskoposu Cardinal Bernard Law davasından söz ediliyor. Baron, Walter
Robinson’ın (Robby) başında olduğu Spotlight ekibinden bu hikâyenin peşine
düşmesini ister ve böylece olaylar gelişir.
Söz konusu papaz 30 yılda 6 farklı cemaatten çocukları
istismar etmiştir. Mağdurların avukatı Mitchell Garabedian tarafından öne
sürülen iddiaya göre Başpsikopos Cardinal Law bu olayı 15 yıl önce öğrenmiş
ancak hiçbir şey yapmamıştır. Kilise ise tüm bu suçlamaları reddeder. Avukatın
iddiasını kanıtlaması için birtakım belgelere ihtiyacı vardır fakat bu belgeler
mühürlüdür. Bu durumda Marty Baron’ın önerisi ise belgelerin mührünü kaldırmak
için mahkemeye başvurmak; dolayısıyla kiliseye dava açmaktır.
Baron’ın düşüncesi gazete içerisinde fikir ayrılığına sebep
olur. Zira The Boston Globe dava düştükten sonra, 3 yıl önce
papaz Geoghan’a sahip çıkmıştır. Spotlight ekibi kilisenin halk üzerindeki
etkisi ve okurların yüzde 53’ünün Katolik olması gerekçesiyle kiliseye dava
açma düşüncesine sıcak bakmaz. Ancak Baron oldukça kararlı bir tutum sergiler
ve ekibi bu hikâyeyi araştırmaya yönlendirir.
Burada dikkat çeken asıl nokta, papaz tarafından istismara
uğramış çocuklar hakkında The Boston Globe’da altı ayda yalnızca
iki kez haber yapılmış olmasıdır. Ekip, mağdurlar ve avukatları tarafından
gönderilen postaları gözardı etmiş, olayın üzerine düşmemiştir. Ancak filmin
başında tanıtıldığı üzere Spotlight ekibi yapmış oldukları uzun soluklu ve
derin araştırmalar ile öne çıkar. Bu iddiaların irdelenmemiş olması gazete
adına oldukça üzücü bir durumdur.
Belgelerin mührünün kaldırılmasına ilişkin dava hakkında
gazetecilerin yapmış olduğu yorumlar, kilisenin ve dolayısıyla din olgusunun
yargı mensuplarını dahi tesiri altına alan bir unsur olduğunu gözler önüne
serer: “Verilecek olan karar hakime ve onun bağlı olduğu cemaate göre
değişir.”
Spotlight ekibinin editörü Robby önderliğinde araştırmacı
gazeteciler; Sacha Pfeiffer , Michael Rezendes ve Matt Carroll
hikâyenin peşine düşer. Yapmış oldukları incelemeler sonucu büyük skandallara
erişen gazeteciler, Geoghan davasının yanı sıra başka rahipler hakkında açılmış
olan davalara da mercek tutar.
TÜM RAHİPLERİN YÜZDE 6’SI PEDOFİLİ
Avukat Eric Macleish’in takipçisi olduğu dava, 10 yıl önce
Fall River’da düzinelerce çocuğu taciz eden bir rahip ile ilgilidir. Macleish,
bu tür davalarda zamanaşımının 3 yıl ile sınırlı olduğunu, mağdurların çoğunun
bu süreden önce ortaya çıkmayacaklarını çünkü suçluluk ve utanç hissettiklerini
söyler. Nitekim mağdurların aileleri de olayın duyulması taraftarı değildir.
Suçlu bulunan rahiplere “Hayırsever Dokunulmazlık Yasası” gereği yalnızca 20
bin dolar ceza kesilmiş, kilise tarafından mağdurlara söz konusu rahibin
görevden alınacağının teminatı verilmiş, aile psikoposlar ile görüştürülmüş ve
biraz para almıştır. Böylece davalar sessiz sedasız, adliyelere dahi taşınmadan
bir odada gizlilik içerisinde örtbas edilir. Kilisenin rahibin görevden
alınacağına dair teminatının yerine getirilip getirilmediği ise belirsiz.
Macleish, suçlu bulunan rahiplerin tedavi merkezlerine gönderildiğini söylüyor.
Bu konu üzerine çalışmalar yapan psikoterapist Sipe’ın
tespiti tüm rahiplerin yüzde 6’sının pedofili olduğu yönünde. Rahip sınıfında
cinsellikten uzak kalanların oranı ise yalnızca yüzde 50. Sipe’ın belirttiği
yüzdelik orana göre yalnızca Boston’da 90 tane pedofili rahip bulunuyor. Bu
iddialar üzerine Spotlight ekibi olayın aslında sanıldığından çok daha geniş
kapsamlı olduğunu, kilisenin tüm bu gerçeği bildiğini, avukatların ve
mağdurların kilise baskısıyla susturulduğunu anlar. Rahiplerin kayıtlarına
ulaşan gazeteciler, çok sayıda rahibin “hava değişimi” gibi sebeplerle 2-3
yılda bir kilise tarafından tayin edildiği bilgisine ulaşır. Dolayısıyla
Spotlight ekibi, senelerdir bireysel taciz vakaları olarak yansıtılan olayların
aslında kollektif bir hâl aldığını görür. Kurbanların ise özellikle yoksul ve
problemli ailelerden seçildiği çünkü rahiplerin, bu ailelerde yetişen
çocukların dini duygularını ve sessiz karakterlerini kullanarak istismar suçunu
rahatlıkla işledikleri yargısına varırlar.
“BİR RAHİP SİZE BUNU YAPTIĞINDA İNANCINIZI DA
ELİNİZDEN ALIYOR”
Filmde dikkat çeken önemli sahnelerden biri de istismar
mağduru Phil Saviano’nun davet üzerine The Boston Globe’a gelip
Spotlight ekibi ile görüşmesidir. Phil, 11 yaşında iken rahip David Holly’nin
kurbanı olduğunu ve fakir bir aileden geldiğini anlatır. Phil, bu istismarın
fiziksel zararının yanı sıra manevi zararından bahseder. “Bir rahip
size bunu yaptığında, inancınızı da elinizden alıyor.” sözleri,
mağdurların hem fiziksel hem de psikolojik anlamda ne kadar büyük bir yara
aldıklarının ifadesidir. Phil, kendisini çağırmış oldukları için ekibe teşekkür
etse de bu davetin çok geciktiğini, olayın seneler önce irdelenmesi
gerektiğini, kendisinin gerekli belgeleri The Boston Globe’a göndermiş
olduğunu ancak “ilgilenmiyoruz” yanıtı aldığını söyleyerek kızgınlığını ifade
eder.
Phil dışında daha pek çok mağdurla görüşme imkânı bulan
Spotlight ekibi, avukat Garabedian’ın yönlendirmesiyle aslında mühürlü olduğu
zannedilen pek çok belgenin halka açık olduğu bilgisine ulaşır. Bu belgelerin
peşine düşen Spotlight ekibi gazetecilerinden olan Rezendes, başka bir skandal
ile karşılaşır. Rezendes’in ulaştığı kayıtlarda yer alan mektup, Başpsikopoz’un
her şeyden haberdar olduğunu kanıtlar niteliktedir. Yardımcı psikopozun yazmış
olduğu bu mektup bizzat Cardinal Law’a gönderilmiş, Geoghan hakkında bir
şikâyet mektubudur. Spotlight ekibi içerisinde ayrışmalara neden olan bu
skandal, Rezendes’e göre hemen yayınlanmalıdır. Ancak editörler kiliseye karşı
ellerinin güçlü olmasını ister. Bu yüzden tüm mağdurlar ve delillerle beraber
birkaç hafta sonra yayınlanması kararını alırlar.
BİZ NE KADAR MASUMUZ?
Filmde dikkat çeken önemli bir diyalog yaşanır. Marty Baron,
Spotlight’ın bu araştırmayı yaparken çürümüş sistemi açığa çıkarmasını ister.
Tek başına kişiler ve eylemler herhangi bir anlam ifade etmez, kilise kendini
aklamanın bir yolunu bulacaktır. Ancak sistem, yani en tepeden en aşağı kadar
çocuk istismarına ön ayak olan, sessizlikle üstünü örten sorunlu sistem açığa
çıkarılırsa tüm bu çürümüşlüğün önüne geçmek mümkün olur. Nitekim bu haberin
mimarı olan gazeteciler de geçmişte büyük ölçüde sistemin içerisinde yer almış,
mağdurların suçlamalarına gazetede yer vermemiş ve Geoghan’a sahip çıkmıştır.
Robby’nin geçmişteki tutumundan pişmanlık duyması ve “Biz ne
kadar masumuz?” sorusunu sorması filmin gerçeklik olgusunu arttıran bir iç
hesaplaşmadır. Dolayısıyla Spotlight’ta “kahraman gazeteci” imajı
çizilmez; hataları olan ve bu hatalarla yüzleşebilen gazeteciler karşımıza
çıkar. Gazetecilerin zayıf ve güçlü yönlerinin bir arada verilmesi gerçekçilik
etkisini attırsa da özel yaşamlarına, ailelerine ve kişisel problemlerine dair
detayların yer almaması onları tüm diğer kimliklerinden münezzeh, salt
“gazeteci” olarak görmemize sebep olur.
Spotlight, toplumun ve sistemin çürümüşlüğüne ayna
tutan, modern toplumlarda dahi din olgusunun bir tabu olduğunu gözler önüne
seren, başarılı araştırmacı-gazeteci portreleri çizen önemli bir film. Avukat
Garabedian’ın “Bir çocuğu yetiştirmek için koca bir köy gerekir, bir
çocuğa tecavüz etmek için de.” sözü, toplum ve bireyin sorunlu
ilişkisini özetler nitelikte.
Spotlight’ta gazeteciler bir ekip olarak çalışsalar
dahi çalışmaları süresince öznel düşüncelerini, tutkularını ve hırslarını
muhafaza ederler. Filmde gazeteciler, ortaya çıkaracakları skandala dair
çeşitli endişeler taşır ve kilise baskısından çekinirler ancak tüm bunlara
rağmen gazetecilik mesleğinin gerektirdiğini yerine getirmekten geri durmayarak
kamusal yararı hedefe alırlar. Dolayısıyla Spotlight, bir toplumda
özgür basının rolünü ve gerekliliğini gözler önüne sermiş olması yönüyle
mutlaka izlenilmesi gereken filmler arasında yer alıyor.
Mark Ruffalo, Michael Keaton, Rachel McAdams, John Slattery,
Stanley Tucci, Brian d’Arcy James, Liev Schreiber ve Billy Crudup gibi
isimlerin rol aldığı Spotlight, 6 dalda aday olduğu 88. Akademi
Ödülleri’nde “En İyi Film” ve “En İyi Özgün Senaryo” Oscar’larını kazandı.

Yorumlar
Yorum Gönder