GELMEK VE ÖTESİ ÜZERİNE

Sanrıların içinden sıyrılıyorum sana. Gerçekliğin beni bir sakız gibi ağzında evirdiği zamandan kaçarak, ayların tortusunu bir bıçakla kazıyarak, öylece doğal ve tastamam kendim olarak geliyorum. Henüz yarası geçmemişken ruhumun, henüz dudaklarım yanıyorken söyleyemediklerimin telaşından, geliyorum işte. Gitmekten ve terketmekten çok daha büyük bir eylem bu. Gelmek.

En son apar topar bir koli yapılıp gönderilmişti bana. İçinde birkaç kumaş parçası ve kişisel eşyalardan çok daha ötede, içinde birkaç hayat varmış da gömülmeyi bekliyorlarmış gibi; günlerce dokunamadım onlara. Bir vedalık vaktim bile olmadan, koskoca şehir beni nasıl da kapının önüne koymuştu! Ben nasıl da o sert ayazdan çok, bir temmuz sıcağının ruhu kesebileceğini hissetmiştim iliklerime kadar.
Ellerim kururdu orda sık sık. Kaç kutu krem bitirdim bilmem. Şimdi nemli bir iklimde, ellerim yumuşacık. Fakat nerden geliyor bu içimdeki nasırlaşmış his, sanki her gün bambaşka bir yerimi kaptırıyorum bu nasır belasına. Sanki her gün başka bir kabusun kapı aralığından bakıyorum kocaman gözbebeklerimle. 
Ama şimdi, asırlar kadar uzun geçen bir zamanın ardından, içimde tüm renkler hızla damarlarıma karışıyor. Nasıl tarif edilir bilmem aslında, içimde havai fişekler dört bir yana saçılıyor, gözlerimdeki parıltı bundan! 
Geliyorum, bu başlı başına bir devrim! Sarılmak istiyorum geliyorum'a. Daha anlamlı bir cümlem yok! Yalnızca "geliyorum" var şimdi. 

Tüm ihtimallere hazırladım kendimi. Acının her rengini gözyaşımla karıştırıp içmeye hazırım. Çelik gibi bir ifade alıp yüzüme, bana çok görülene gözlerimi dikmeye, nefrete ve hasrete hazırım. Ölü toprağı serptiğimi sandığım o çok uzak gelen hisse, avuç içlerimden dirseklerime doğru bir yol çizecek olan binlerce karıncaya, göğüs kafesimdeki iç savaşa, her birine hazırım artık. Daha güçlü olduğumdan falan değil, kaybedişi duyumsadığımdan. Bir kez kaybetmek, çünkü bir kez ve yüreğin yırtılırcasına kaybetmek hem de. 

Gözlerim yanacak uzun süre. Hiç kırpmadan izlemek isteyeceğim. O an bir şeyler olsun, Tangram çalınsın kulaklarıma, gürültüler yerini en sevdiğim seslere bıraksın, efsanevi bir dönüş yapalım bir anda diye kim bilir kaç kez yakaracağım. Kim bilir kaç kez küfredecek içime, kim bilir kaç kez sessizce seveceğim. Kim bilir kaç kez sınırlarını unutacak ellerim ve sanki parmak uçlarımı buza tutuyormuşum gibi, acıyla sıyrılacağım sanrılardan. 

Dedim ya, sanrıların içinden sıyrılıyorum sana. Senin en gerçek sanrı olduğunu unutmuş bir halde, yalnız senden sıyrılamıyorum. 
Geliyorum. Gelmek ve fersah fersah ötesinde bana sinsice gülümseyen, "gitmekle" birlikte. 



Yorumlar

Popüler Yayınlar