GECE VAKTİ DAYANDIM KAPISINA BİR DOSTUN

O, kahkahalarından dikerdi kendini hayata. Kaçıp gideceği denizi yitirdiğinde, insanlara sığındı. Bir duygunun yıkımına uğraştı, bir şiiri hapsetti içinin en masum yerine. Sonra yüreğinin ortasındaki çöl, kahkahalarla yağmura kavuştu umutsuz bir akşamda. Ahmet Kaya şarkısında ruhunu bıraktı gözlerinin. Bağlılığı yemin gibiydi ama sustuklarını önce bir kutuda biriktirip, sonra bir kuytuda yakmıştı.
-Ki eşyaların sadakatine sonsuz inanırdı, bir de Galata'ya çıkacağı o özel güne.
Sevmenin, çok sevmenin değerini hep o bilirdi.Tuttu bir taşa dağıttı kendini. Bir deftere kilitledi tüm kırıklıklarını. Daha 19, içinde bir güneş ısıttı ruhunu. İncindiği yerden iyileşti. Sonsuz kez sevdi, sonsuz kez nefret etti. Ama yine de hep o, kahkahalarından dikti kendini hayata. 
Nerede görse hüznü, tanırdı gözlerinden. Öyle bulduk birbirimizi. Ruhlarımızı öyle yamadık birbirine. Sonra Tanrı meğer çoktan kaderlerimizi dökmüş aynı denize, öğrendik. Birlikte açtık ufkumuzu, genişledik. Başka dünyalara merak saldık, aralık kalmış kapılardan birlikte uzattık başımızı. Aşık da olduk, Teoman konserinde gözlerimizden yaş gelinceye dek heyecanlanışımız da birlikteydi. 
Günler geçip giderken, farkında olmadan daha çok evrildik. Aynı yaraya kabuk aradık beraber. Bulamadık. 
Geceleri kanayan o yaranın acısını, en içimizde duyumsadık. Kim bilir belki bu yarayla kaç geceyi boyadık kızıla. Kim bilir kaç kere gözyaşlarımızla yıkadık içimizi. O ağlardı çokça. Ben ağlayamadığımdan, imrenirdim ona. Bir gün dedim ki,öğret. Ne varsa içimde, haykırarak atacak kadar ağlamayı öğret. Güler geçerdi. Sen yaz işte, nasıl olsa öğrenirsin dedi. 

Artık öğrendim. Gözlerinden öperim. Hep hüzünlü, buğulu bir cam gibi bakan gözlerinden. 

Oysa ne güzel, ne bulunmaz hayaller taşırdık henüz kırılmadığımız, henüz bir hallaç pamuğu gibi savrulmadığımız zamanlarda. Göğüs kafesimize bir balta vurulsa o an, içimizden bin bir renkli ebemkuşakları saçılırdı atmosfere, eminim. Bir yazı yazdım mı soluk soluğa okurdum sana. Korkardım nefesim yetmeyecek diye. Ne desen hoşuma giderdi aslında. Çünkü dinlediğini bilirdim ve inan, bana yeterdi bu. Bazen sadece susar ve gözlerini bana çevirirdin yavaşça. En sevdiğim cümlen oydu. Anlamsız harflerden ötede, duyumsanabilen bir cümleydi. 

Bazı zamanlar anlamazdın beni. Nazım Hikmet severdin, sorgulamazdın gönül işlerini onun. Apaçık bir zihinle, yargılamadan severdin. Oğuz Atay'dan konuşurduk, hiç anlaşılamamıştı mesela. Belki onlarla arkadaş olsan, yine sorardın bana sorduklarını, hakkın var. Hiç yeterli gelmezdi cevaplarım, çoğu kez kendime bile. Ama işte bak, yalnız ben değil, her şey garip. Yüreğimde taşıdığım sevgileri elimle düzeltebilsem ve neyin ne olduğunu söylesem, ne kadar sevinirdim buna. Ama elim oraya yetişmiyor. Beni tanıdığında ne kadar eksiksem, öyleyim. Gözlerimi mesken edinmiş o birbirine tezat duygular silinmedi hiç. Yanıma geldiğinde ne kadar yalnızsam, yine öyle. Kendi içimde çoğalmadım, kalabalıklaşmadım hiç. Küçük adımlarla yürüdüm geçtim hayatlarından insanların.
Sen de öyle. 
Hayatlarımızın ardında bir fon dolanıyor.
 'Yalnız ölmicem dimi'diyor genç adam.
 'Gökyüzünde bir martı, sürüsünden kovulmuş, öyle olmicam dimi'
Nedendir bilmem, seninle Beyoğlu'nda rastladığımızdan beri bu duvar yazısına, bunun rastlantıdan ötesi olduğuna emin, konuşuyorum içimle. Hep düşünürdüm ne olurdu fon müziği hayatlarımızın diye, bilirsin. Artık buldum cevabını. Geceleri yazabiliyorum, bu yüzden sanırım tutarsız seçimlerim.
Geceleri içimizi dökerdik zaten hep seninle. Gece kara bir kutu, yutardı hem yalanlarımızı hem gerçekleri. Sen geceleri söyletirdin bana aydınlıklarda gülerek sakladığım her şeyi.
Ne zaman derin bir mevzuyu harmanlasak içimizde, zihninde en bulunmaz ihtimalleri ve dünyanın dibini birlikte soluklandırırdın. Birbirimizi kandırmak bu yüzden kolay oldu hep. Mantığımızı rafa kaldırıp derin bir nefes almıştık en son. Ara sıra gittik, tozunu aldık o rafların. Ama zamanla, her birini ateşe sunacağız. Baksana gün geçtikçe her şey nasıl da biraz daha silikleşiyor. Belleğin azmi yine, yeniden, yeniliyor işte. 
Biz ve diğer her şey teker teker yok olacak. Hayatın bize sunduğu ve belki sunacağı birkaç yıldan başka nerden bilecekler iki uyumsuz ruhun bu dünyadan geçtiğini? Unutulmak kaçınılmaz sonumuz kardeşim. Son küreğin ardından, teknolojinin lütfuyla belki biraz daha anılırız şuralarda. Sonra sesimizi unuturlar, toz bezleri iş başı yapar da siler kim de kalmışsa izi parmaklarımızın.
Biliyor musun, umutsuzca ben inanıyorum; seslerimizin atmosferin herhangi bir noktasında toplanıp kayıt altında kaldığına.
Bu yüzden, kahkahalarımızı bizden sonrakilerin bile işiteceği kadar yüksek ve fütursuzca atmaktan daha iyi bir önerin var mı?


Yorumlar

Popüler Yayınlar